4 Nisan 2025 Cuma

Çelebi: Zaman kazanmak isteyen HTŞ'nin geçici anayasası uygulanabilir değil

Suriye'deki gelişmeleri Özgür TV'ye değerlendiren Marksist Teori dergisi yazarı Arif Çelebi, Mazlum Abdi ile Golani arasında imzalanan anlaşmanın Kürtler için idari özerklik tanıdığını belirtti. Anlaşmanın diğer maddelerinin nasıl uygulanacağına dair muğlaklık olduğuna dikkat çeken Çelebi, söz konusu anayasa taslağının Esad rejimi anayasasının bile gerisinde olduğunu vurguladı. Devlet başkanının müslüman olması, Suriye'nin Arap cumhuriyeti olduğu ve anayasanın kaynağını İslami fıkıhın oluşturmasını özerk yönetimin kabul etmeyeceğini söyleyen Çelebi, "Bu anayasanın uygulanma şansı yok" dedi.

Marksist Teori dergisi yazarı Arif Çelebi, Suriye'de cihatçı HTŞ çetesinin başkanı Golani'nin kendini cumhurbaşkanı olarak atadığı hükümet kabinesi ile Eşrefîye ve Şeyh Maksud mahalleleri için Özerk Yönetim ve HTŞ arasında yapılan anlaşmaya ilişkin Özgür TV'ye konuştu. 

Eşrefîye ve Şeyh Maksud mahallelerinde Özerk Yönetim ve HTŞ arasında yapılan anlaşmaya dair Çelebi, bu anlaşmanın daha önce Mazlum Abdî ile Golani arasında imzalanan 8 maddelik anlaşmanın devamı olduğunu kaydetti. Çelebi, "O anlaşmada yerelde kurulan komitelerle başka anlaşmaların yapılacağı belirtilmişti. Bu 8 maddelik anlaşma bir biçimde uygulamaya konulmuş durumda" dedi.

Anlaşma maddelerine ilişkin konuşan Çelebi, "Bu maddelere baktığımızda nasıl bir Rojava tasarlandığını az çok görebiliyoruz. Askeri kuvvetlerin Halep'ten uzaklaşıp Fırat'ın doğusuna girdiğini görüyoruz. Fırat'ın doğusunda QSD var ve bu durum QSD'nin statüsünün fiili kabulü anlamına geliyor. QSD kendi alanına gidecek, Halep ise merkezi yönetimin alanına girecek" diye belirtti.

'MERKEZİ YÖNETİM DE ÖZERK YÖNETİM DE KORUNACAK'
"Kürt bölgesinde oluşturulan iç güvenlik güçlerinin yani asayişin ise devam edeceği, ancak içişleri bakanlığına yani merkezi hükümete bağlı olacağı maddeler arasında yer alıyor. Ancak bunun nasıl olacağı belirsiz. Nihayetinde asayiş kime bağlı olarak çalışacak belli değil. Çünkü asayiş sivil meclise bağlı olarak çalışan bir kurum. Anlaşılan o ki, geçici olarak iki mahallenin Halep'e yani merkezi hükümete bağlı olacağı, ama merkezi hükümetin de bu iki mahallenin iç işlerine fazla karışmaması biçiminde uygulanacağı anlaşılıyor" diyen Çelebi, bu sürede geçici ortak komiteler kurulacağını, eğitim, idari ve mahalli meclislerin görevini sürdüreceğini vurguladı.

"Oradaki idari yapı dün nasılsa bugün de öyle devam edecek. Bunu yapılan anlaşmadan anlıyoruz. Ama ortaya ilginç bir yapı çıkıyor" diyen Çelebi, "Ademi merkeziyetçi bir yapının uygulanması durumunda daha çok belediyesel özerklikler anlamına gelebilir. Bu durum bugünkü özerk yönetim açısından bir hayli gerileme anlamına geliyor" diye ekledi.

'İDARİ ÖZERKLİK DEĞİL SİYASİ ÖZERKLİK' 
Siyasi ve idari özerklik olarak 2 tip özerklikten bahsedileceğinin altını çizen Çelebi, "İdari özerklik, yerelin kendi idarecilerini seçme hakkını tarif eden özerkliktir. Meclisleri olabilir ama sadece kendi idarecilerini seçebilir. Siyasi özerklikte ise aynı zamanda kendi alanında yasama işini de yürütmesi demektir. Yani meclislerin kendi bulundukları bölgelerde yasa çıkartma yetkisinin olması demektir ki, bu zaten egemenliğin paylaşılması anlamına geliyor" diye aktardı.

Çelebi, "Halep'teki anlaşmada böyle bir siyasi özerklik içermiyor, idari özerklik içeriyor. Kuşkusuz bu geçici bir durum. Eğer bir statü olsaydı bu özerk yönetimin lehine bir durum olurdu. Ancak bunun geçici bir durum olduğunu da unutmamak gerekiyor. Örneğin yarın HTŞ'nin ağır silahlarla bu mahallelere saldırmayacağının ya da Türk devletinin bir anlaşmazlık halinde bir yolunu bulup saldırmayacağının garantisi yok" diye konuştu.

'FIRAT'IN DOĞUSUNA ÇEKİLMEK BÜYÜK BİR RİSK'
Bu durumun bir risk olduğunu ifade eden Çelebi, "QSD güçlerinin Fırat'ın doğusuna çekiliyor olması oradaki halklar için bir risk. Ama Kürtler için en güvenilir yan şudur; kendi özsavunma güçlerini koruyabilirlerse, halk örgütlü ise dün nasıl yaptılarsa öyle bir saldırı anında yine buraları özgürleştirebilirler. Fakat, bunun bir risk olduğunu görmek lazım" dedi.

'HTŞ'NİN YENİ KABİNESİ ÇEŞİTLİLİK İÇERMİYOR'
Merkezi anlaşmadan sonra Golani'nin kendi hükümetini oluşturmasına değinen Çelebi, Mazlum Abdî ile Golani arasında imzalanan anlaşmanın ilkeler üzerine imzalanan ama aynı zamanda net olmayan bir anlaşma olduğuna dikkat çekti. Çelebi, "Anlaşma pek çok muğlaklık içeriyor. Örneğin, 'Tüm Suriyelilerin dini ve etnik kökenlerine bakılmaksızın, siyasi sürece ve tüm devlet kurumlarına yetki ve sorumluluk temelinde temsil ve katılım haklarının garanti altına alınması' maddesi var. Bunun nasıl güvence altına alınacağı belirsiz. Bu katılımın dini ve etnik kökenden bağımsız, liyakata göre yapılacaksa bunun anayasada, yasalarda bir karşılığının olması gerekir. Yine  'Kürt toplumu Suriye devletinin yerli bir topluluğudur ve Suriye devleti onun vatandaşlık hakkını ve tüm anayasal haklarını garanti altına almaktadır' maddesi var. İlk başta Kürtlerin statüsü varmış gibi görünse de aslında yok. Çünkü Kürtler bir ulus olarak değil toplum olarak tanımlanıyor. Kürtler, toplum olarak anlaşılıyor. Orada eşit vatandaşlık tanımı yapılıyor ve bu idari özerklik anlamına geliyor. Bu Kürt tarafı meseleyi böyle koyduğu için değil, diğer taraf böyle tarif ediyor. Bu anlaşma iki taraf için de zaman kazanma, süreci gözlemleme ve statüyü koruma önemi taşıyor. Anlaşma ile saldırılar önemli ölçüde durdu, HTŞ zorunlu olarak Kürt tarafını eşit taraf olarak kabul etmek zorunda kaldı. Kürtlerin ve özerk yönetimin varlığı tanınmış oldu. HTŞ'de zamana Kürt tarafından daha çok ihtiyaç duyuyor, çünkü o tarafta hiçbir şey net değil, çünkü hiçbir şey daha tam oturmadı" dedi.

'HTŞ ANAYASASI UYGULANABİLİR DEĞİL'
"Yeni anayasa taslağının 2030'a kadar geçici olduğu söyleniyor. Ama bu anayasa taslağının uygulanma şansı yok. Uygulanması için Kürt özerk yönetiminin ortadan kaldırılması gerekiyor. Ya da Dürzilerin durumunun değiştirilmesi gerekiyor. Çünkü bu anayasada Suriye, Arap Cumhuriyeti olarak tanımlanıyor. Böyle tanımlayınca zaten diğer halkları anayasada yok saymış oluyorsunuz. 'Kürtler asli unsurdur' diyorsunuz, o zaman Kürtler bu anayasada asli unsur olarak kendini nasıl ifade edecek. Bu biraz Türkiye'deki duruma benziyor. Geçmişteki Esad anayasasının devamı bu anayasa. Örneğin, devlet başkanının müslüman olması zorunlu kılınıyor. Neden böyle bir zorunluluk olsun. Yasamanın ana kaynağının islami fıkıh, yani şeriat olması var. Böyle olunca Baas rejiminin de gerisine düşüyorsunuz. Böyle bir anayasayı özerk yönetimin kabul etmesi mümkün değil. O zaman ya bir iç savaş, ya bir kopuş ya da Şara yönetimi ortadan kalkacak. Başka bir yol yok. Siz özerk yönetime şeriatı, islami fıkıhı, Arap cumhuriyetini kabul ettiremezsiniz, çünkü bu onun ortadan kalkması demektir. Siz bunu özerk yönetime ancak askeri ve siyasi yenilgiyle kabul ettirebileceğiniz bir konudur" diye kaydetti.

'GOLANİ ZAMAN KAZANMAYA ÇALIŞIYOR'
Golani'nin iktidarını kuvvetlendirmek için zaman kazanmaya çalıştığının altını çizen Çelebi, bunu yaparken de Kürtleri oyalama taktiği uyguladığını belirterek şöyle devam etti: "Yeni oluşturulan kabinenin içinde bir Hristiyan, bir Kürt, başı açık bir kadın var diye anlatılıyor. Aslında bu durum Türkiye'deki gibi. Erdoğan'da Kürt bakanı olduğunu söylüyor. Ama burada da farklı inanç ve halklardan insanlar HTŞ'nin memuru. Bu çeşitlilik içeren bir kabine değil. Bu çeşitlilik emperyalistler tarafından kabul edilebilir görünüyor. Avrupa Birliği ve ABD olumlu görüyor. Çünkü onlar için Şara'nın diktatör olup olmadığının bir önemi yok, Suriye'de bir istikrar olup olmadığına bakıyorlar ve bunu önemsiyorlar. Kendilerine hizmet eden bir iktidar olup olmayacağına bakıyorlar. Yani Şara'nın ardında emperyalistlerin desteği var." 

'QSD İLE TÜRK DEVLETİNİN GÖRÜŞMESİ ZORUNLULUK'
QSD ile Türk devleti arasında anlaşma olduğu iddialarına ilişkin konuşan Çelebi, "Elbette kimi görüşmeler yapıyorlar. Bu konuda ABD ile Fransa rol oynuyor. Salih Müslim, bu konudaki sorulara 'Biz doğrudan görüşmüyoruz ama ABD ve Fransa ile görüşüyoruz' diye cevap veriyor. Aslında 'ABD ve Fransa üzerinden Türkiye ile görüşme trafiği içindeyiz' demiş oluyor. Bu normal bir durum. Minbiç, Tişrîn ve Qerekozak'da Türk devleti ile QSD arasında büyük bir savaş var. Türk devleti Serekaniye'de, Erfirn'de işgalci bir kuvvet olarak varlığını sürdürmeye devam ediyor. Mazlum Abdî ile Golani arasında yapılan anlaşmada, ateşkes ilan edilmesi maddesi vardı. Fakat Türk devleti bu anlaşmanın tarafı değildi ve ateşkes ilan etmedi. Dolayısıyla burada savaş bitirilecekse en saldırgan pozisyonda olan Türk devletinin durdurulması gerekiyor" dedi.

Türk devletinin Rojava'ya statü tanımasını, PKK'nin Suriye'den çekilmesini dayattığını hatırlatan Çelebi, "Yapılan anlaşmalar, QSD'nin Suriye ordusuna şu veya bu şekilde dahil olmayı kabul etmesi, emperyalistlerin Türkiye'yi sıkıştırması ve Rojava'nın bir orta nokta bulma çabası bir ateşkes anlaşması yapmaya çalıştığını gösteriyor. Ancak geçmiş yıllarda, Rusya ve ABD aracılığıyla örneğin Serekaniye'de bu tür ateşkes anlaşmaları oldu. Minbiç'de de QSD bu tür bir anlaşma gereği oradan çekilmişti ama Türk devleti anlaşmaya uymamıştı. Şimdi de böyle adımlar atmak zorunda kalıyor. Bu bir zorunluluk, çünkü savaş durumunun sürdürebilirliği yok bu biçimiyle. Ya Rojava'yı işgal edecek ya da fiilen de olsa bu statüyü tanımak zorunda kalacak" diye kaydetti.

'TÜRKİYE İŞGAL ETTİĞİ YERLERİ KOLAY KOLAY BIRAKMAZ'
Afrin'den Türk devletinin çekilmesi ve Afrin'e görüş meselesine değinen Çelebi, "Türk devleti işgalci bir devlet ve girdiği yeri kolay kolay boşaltmak gibi bir derdi yok. İşgal ettiği yerde üs kurma, yerleşik kalma gibi bir özelliği var. Girê Spî, Srekaniye gibi yerlerde SMO güçleri var ve Türk devleti, "Ben buraları işgal etmiyorum, SMO'ya yardım diyorum' diyordu. Ama şimdi rejim değişti ve QSD ile HTŞ arasında anlaşmalar var. Bu durumda Türk devletinin orada öne sürdüğü gerekçeler ortadan kalıyor. Türk devleti işgalcidir ve kolay kolay bu bölgelerden gitmez; gidermiş gibi yaparak oralardaki üslerini korumak, kimi imtiyazlar koparma koşullarında geriye çekilebilir. Ama yeni savaş koşulları, mücadele olanakları durumu değiştirebilir. Örneğin halk geri dönmekten korkuyor, çünkü güvence görmüyorlar ve Türk devleti hala orada. Ve Türk devleti de SMO da artık eskisi gibi orada kalamaz" diye konuştu.

'İSRAİL VE TÜRKİYE  ORTADOĞU'DA AMERİKANCI POLİTİKALARIN EN ÖNEMLİ AKTÖRÜ'
Bu durumun İsrail ile Türk devleti arasında ciddi bir gerilime neden olduğunu ifade eden Çelebi, "Türkiye ve İsrail Ortadoğu'da Amerikancı politikaların en önemli aktörü. İkisi de bu rolü kendi çıkarlarına uygun biçimde en iyi şekilde yerine getirmek için yarış halindeler. Suriye'de Esad rejiminin yıkılması, Hamas ve Hizbullah saldırıları ile İran'ın bölgedeki etkisinin kırılmasından sonra Trump'ın yönetime gelmesi ile birlikte İsrail'in hegomonik hevesleri canlanmış durumda. Trump, Ortadoğu'da İran'ı tamamen etkisizleştirmek için harekete geçti. Şimdi Ortadoğu, İran'dan temizlenmiş olarak tasarlanıyor. Böyle bir durumda İsrail, hegemonyasını genişletme derdinde. Türk devleti ise İran'ın ardından oluşan boşluğu kendisi doldurmak istiyor. Bu iki kuvvet karşı karşıya geliyor ve daha ileri pozisyonlar kazanmak istiyor. Esad'ın devrilmesi Türk devletinin işine yaradı, çünkü HTŞ üzerinde bir etkisi vardı ve bu etki bir biçimde devam ediyor. İsrail'de bunun karşılığında hamleler geliştiriyor. İsrail için Suriye'nin bölünüyor olması o kadar avantajlı bir durum yaratıyor. Türk devleti içinse istikrarın olması, Rojava'nın ortadan kaldırılması amacı ortaya çıkıyor" diye ifade etti.

Çelebi, birkaç gün önce İsrail'in Suriye'de Türk devletine verilmesi düşünülen havaalanlarını vurduğunu belirtti.

'PYD- ENKS ANLAŞMASI KÜRT ULUSAL BİRLİĞİ İÇİN ÖNEMLİ'
PYD ile ENKS ile anlaşmaya varıldığına ilişkin konuşan Çelebi, ENKS ile diğer kuvvetlerin Kürt ulusal birliği için önemli bir durum olacağını kaydetti. ENKS'nin geçmiş dönemlerde Türk devletinin saldırılarında işgalcilerden yana tavır aldığını belirten Çelebi, "Aslında ENKS, sınıfsal konumuna baktığımızda Rojava'daki Kürt zenginlerini temsil eden ve onların sınıfsal çıkarlarını koruyan bir grup. Ancak Rojava'da Kürtler bir kazanım elde edecekse bu tüm Kürtlerin bir çatı altında birleşmesi ve birlikte hareket etmesi ile mümkün. ABD ile Fransa bu konuda özel bir çaba sarf ediyor. Çünkü ENKS'nin etkin olduğu bir Kürt kimliği, devrimci özelliğini kaybetmiş ve KDP'lileşmiş bir duruma gelecektir. Böylece emperyalist kapitalist sisteme kolayca entegre edebilecekleri bir Kürt gerçeği hayal ediyorlar. Bunu, Kürtlerin devrimci dişlerinin çekilmesi olarak da tarif edebiliriz" dedi.

"Bu anlaşmanın yapılmaması, PYD bakımından da ulusal kazanımların tehlikeye girmesi mümkün olacak ve bunun tüm sorumluluğu da PYD'ye kalacaktır. Burada güvenilecek yan halkın örgütlülüğüdür, bilincidir. Çünkü ENKS yalnızca Kürtlerden bahseden bir parti. Özerk yönetim ise Ermeni, Süryani halklar var. Sadece Kürtlerden bahsetmek idari özerkliğin bile gerisinde olmak demek. Bu yüzden Türk devleti ENKS ile anlaşmayı öne sürüyor. Yine de tüm bunlara rağmen Kürtlerin birlikte hareket etmesi pek çok bakımdan önemlidir" diyen Çelebi, bu anlaşmanın maddelerinin yapılacak ulusal konferansta ortaya çıkacağını belirtti.