Hülya Orak yazdı | Okullardaki toplumsal cinsiyet eşitsizliği eğitimi üzerine

Milli Eğitim Bakanlığı, bir yandan Avrupa Birliği fonlarından yararlanmak ve kadınları "fıtrat" diyerek köleliğe razı etmek için Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi Projesi'ni yürütürken, öte yandan "fıtrat"ın dışına çıkarak anlatılan toplumsal cinsiyet eşitliği dersine tahammül edemiyor. Bakanlığın bu çifte standardı ve kadın özgürlükçü pratikleri cezalandırması ilk kez karşımıza çıkmıyor elbette.
Doğumumuzdan itibaren bir üniforma gibi üzerimize giydirilen ve bebekken kıyafetlerimizin rengiyle başlayan toplumsal cinsiyet dayatması, bütün bir yaşamımızı etkiliyor. Biyolojik cinsiyete uygun belirlenen toplumsal rollere uygun davranışlar sergilememiz bekleniyor.
Kız çocuklarından daha naif, kırılgan, uyumlu, evde zaman geçiren, söz dinleyen, ev işleriyle meşgul olan, çözüm odaklı olmaları; erkek çocuklarından ise güçlü, kavga eden, dışarıda zaman geçiren bireyler olmaları bekleniyor. Kadını "anneliğe", erkeği ise "evin reisi" olarak erkek egemen sistemin koruyuculuğuna hazırlayan bu roller, kıyafetlerin renk seçimi, oyuncaklar, kullanılan eşyalar, dış görünüş (saç uzunluğu, takı kullanımı gibi) ve elbette eğitim sistemi aracılığıyla pekiştiriliyor. Kadının sömürüsü için toplumsal rıza ve işleyiş böyle oluşturuluyor.
Bilimsel, demokratik, anadilde, kadın özgürlükçü eğitimi savunan ve bunu sadece tüzüğüne ekmekle kalmayıp, eğitim müfredatı içinde somut politikaya dönüştüren Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), yıllardır 8 Mart etkinlikleri kapsamında okullarda toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimi yapıyor. Üyesi olan ve olmayan eğitim emekçileri aracılığıyla çocuklarda ve gençlerde toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı farkındalık yaratmaya çalışıyor, eğitim müfredatının cinsiyetçi yanını teşhir ediyor. Eğitim Sen'in, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dair aldığı eylem ve etkinlik kararları hem insan hakları hem de kadın özgürlükçü toplum perspektifine dayanıyor.
Her 8 Mart'ta okullarda bir ders saatinde yapılan toplumsal cinsiyet eşitliği etkinliği, 2025 yılını "aile yılı" ilan eden AKP faşizmi tarafından hedef gösterildi, soruşturma ve cezalandırma konusu yapıldı. Eğitim Sen İstanbul 3 Nolu Şube Kadın Sekreteri Cansu Karyemez, sınıfta toplumsal cinsiyet eşitliği konulu ders işlediği gerekçesiyle 10 Mart günü süresiz açığa alındı.
Her yıl yapılan bu etkinlik bu yıl neden hedef haline getirildi? Bu sorunun cevabı AKP-MHP faşist iktidarının kadın düşmanlığını bu yıl özel politikalarla hayata geçirmesinde yatıyor. Kadınların öfkesi isyana dönüştüğünde cinsiyetçi faşist iktidarın temellerini sarsmasından, yıkmasından korkuyorlar. "Makbul" kadınlığı reddeden, evin ve ailenin sınırlarına sığmak istemeyen, sokağı ve geceleri de isteyen kadınlara, 2025 yılını "aile yılı" ilan ederek meydan okumuştu faşist şef Erdoğan. "Kutsal annelik" ve "kutsal aile" söylemleriyle kadınları eve hapsetmeye ve cinsiyetçi yasalarını toplumun geniş kesimlerine kabul ettirmeye çalışıyorlar. Kadınların içi boş söylemlerle dolu bu politikaya karşı 8 Mart'ta birleşik kadın mücadelesini yükselterek alanları doldurması ve 2025'in "aile yılı" değil, mücadele yılı olacağını ilan etmesi, AKP'nin evdeki hesabının sokakta tutmadığını göstermişti.
Milli Eğitim Bakanlığı, bir yandan Avrupa Birliği fonlarından yararlanmak ve kadınları "fıtrat" diyerek köleliğe razı etmek için Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi Projesi'ni (ETCEP) yürütürken, öte yandan "fıtrat"ın dışına çıkarak anlatılan toplumsal cinsiyet eşitliği dersine tahammül edemiyor. Bakanlığın bu çifte standardı ve kadın özgürlükçü pratikleri cezalandırması ilk kez karşımıza çıkmıyor elbette.
Dini tarikat ve cemaatlerle çeşitli protokoller imzalayan, yaptığı kirli işbirliğiyle okulların kapısını siyasal islamcı yapılara sonuna kadar açan MEB, okul müdürleri aracılığıyla bu etkinliklere katılım zorunluluğu için resmi yazılar yayınlatıyor, katılmayanlar hakkında disiplin soruşturması tehditleri savuruyor. Tabiri caizse tarikatlar MEB eliyle okullara çadır kurup, istediği gibi faaliyet yürütüyor. Tarikatlar eliyle yürütülen bu çalışmalar müfredatın, hangi maddesinde yer alıyor, bunu kimse bilmiyor.
Ama okulların siyasal islamın arka bahçesine dönüştürülmesine itiraz eden, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin kader olmadığını anlatan Eğitim Sen'li öğretmenler hakkında soruşturma açılıyor, sürgün ediliyor, meslekten atılıyor. 2015 yılında birçoğumuzun hafızasında yer alan "kardan kadın soruşturması" belki de MEB'in kadın düşmanlığının en görüneniydi. Maraş'ın Nurhak ilçesinde görev yapan beden eğitimi öğretmeni, öğrencileriyle birlikte kardan kadın yapmış, sonra da hep birlikte fotoğraf çektirip sosyal medyada paylaşmıştı. Bu fotoğraf karesi, kadın öğretmen hakkında, "Toplum ahlakıyla örtüşmeyen karede görüntülenmek" gibi bir gerekçeyle soruşturmaya dönüştürülmüş ve sürgün edilmişti. Yağan karın bile erkek olmasını arzulayan, kardan yapılan figürün kadın olmasına tahammül edemeyen, kadın düşmanı bu politikalar, gelen tepkiler üzerine daha da aymazlaşmıştı. Kardan kadın soruşturmasının başlamasına tepki gösteren, soruşturmaya itiraz etmek için yapılan basın açıklamasına ve etkinliklere katılan beş öğretmen de sürgün edilmişti. ESP'nin tutsak Eş Genel Başkanı Deniz Aktaş, o dönem Eğitim Sen yöneticisi ve öğretmen olarak görev yaptığı okulda, meslektaşıyla dayanışmak için öğrencileriyle birlikte kardan kadın yaparak sosyal medyada paylaştığı için açığa alınmıştı. Bununla da yetinmeyen Bakanlık, Aktaş'ı daha sonra da Yüksek Disiplin Kurulu kararıyla öğretmenlikten ihraç etmişti.
AKP-MHP faşist iktidarı, cinsiyetçi politikaları devreye sokarak kadınlara ve LGBTİ+'lara düşmanlığını her seferinde ilan ediyor. Yıllardır kadınlara 3 çocuk doğurmayı dayatan faşist şef, son dönemde el yükseltip çocuk sayısını 4, hatta 5'e çıkararak kadınları "kutsanmış anne"lik ve "kutsal aile" içine hapsetmeye kararlı olduğunu gösteriyor.
Son süreçte AKP-MHP iktidarının cinsiyetçi ve kadın düşmanı politikalarının sonucu olarak
kadın cinayetleri korkunç boyutlara ulaşmış durumda. Kadınlar evli oldukları erkekler, sevgilileri, baba, amca, abi gibi en yakınlarındaki erkekler tarafından katlediliyor. Katil erkekler, erkek yargı tarafından cezasızlıkla ödüllendirilirken, Narin Güran cinayetinde olduğu gibi katilleri bile belli olmayan yargılamalarda göstermelik cezalarla dosya apar topar kapatılıyor. Gülistan Doku gibi genç kadınlar kaybediliyor, akıbetleri yılları bulan belirsizlik içinde kalıyor.
Tüm bunlar, Eğitim Sen'in toplumsal cinsiyet eşitsizliği eğitiminin ne kadar önemli bir yerde durduğunu göstermektedir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği giderilmediği sürece bizler, kadın cinayetlerini, kaybedilen kadın haberlerini ve bu suçları işleyen ve cezasızlıkla ödüllendirilen erkeklerin haberlerini sıkça okuyacağız ve izleyeceğiz.
Müfredatın açık ve gizli cinsiyetçi içeriğinin değişmesi için mücadele eden Eğitim Sen üyesi ve yöneticilerinin etrafında kenetlenmeli, iktidarın toplumsal cinsiyet eşitliğinin zararlı veya tehdit olarak gösteren politikalarını mahkum etmek için öğrenciler, veliler ve öğretmenler olarak daha gür ses çıkarmalıyız.