3 Nisan 2025 Perşembe

Sevda Hoffmann yazdı | Federal seçimler bitti, faşizmin yükselişi bitmedi

Tüm toplumsal sorunların tek gerçek çözümü olarak, tüm nesnel çıkarları birleştiren ve temsil eden tek sistem olarak, kapitalist savaş ve sömürü politikalarına tek alternatif olarak perspektifimiz sosyalizm olmalıdır. Sosyalizm, faşizmin ve barbarlığın reddi anlamına gelir. Bu nedenle gençler arasında devrimci bir kutup inşa etmek, antifaşist hareketi güçlendirmek ve çeşitli direniş biçimlerini birleştirmemiz gerekli. Şu an toplumsal çelişkiler her zamankinden daha açık hale geliyor. Şimdi gençliğin sosyalist mücadeleye katılmasının zamanıdır.

23 Şubat'ta Almanya'da milyonlarca insan, daha iyi bir gelecek umuduyla sandık başına gitti. Ancak seçim sonuçları, toplumun ilerici kesimleri için hayal kırıklığı yarattı. Red, "İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en aşırı sağcı parlamento" ifadesini kullandı. Bu yılki seçimlerin galipleri CDU/CSU ve AfD oldu.

Seçimin ardından ortaya çıkan yüzdelik dağılım nedeniyle koalisyon kurma seçenekleri nispeten sınırlı. CDU, AfD veya SPD ile koalisyon kurma arasında bir tercih yapmak zorunda. CDU'nun başbakan adayı Friedrich Merz, seçim kampanyası süresince AfD ile çalışmaya karşı olmadığını gösterdi. Göçmen karşıtı "beş maddelik plan"ın kabul edilmesi, CDU'nun AfD ile işbirliğine toplumun tepkisini ölçmek için yaptığı stratejik bir test çalışmasıydı. AfD de bu konuda istekli olduğunu açıkça belli etti. Baş aday Alice Weidel, "Vatandaşlar bir değişim istiyor. Mavi-siyah istiyorlar" dedi.

Bu yakınlaşmaya rağmen, CDU ile AfD arasında resmi bir koalisyon kurulması şu an için pek olası görünmüyor. CDU, hem seçim kampanyası sırasında hem de sonrasında AfD ile koalisyon kurmayacağını vurguladı ve şu ana kadar bu sözünü tutmaya devam ediyor.

TEK SEÇENEK: BÜYÜK KOALİSYON
Geriye kalan seçenek, SPD ve CDU arasında bir büyük koalisyon. Seçim kampanyası sürecinde her iki parti de anlaşmazlığa düşmüş gibi görünse de mevcut siyasi krizin üstesinden gelmeye yönelik programları büyük ölçüde benzer. Her iki partinin de politikalarının merkezinde sınır dışı işlemlerinin hızlandırılması, askerileşmenin artırılması ve polisin yetkilerinin genişletilmesi yer alıyor. Beş, on ya da on beş maddelik bir plan fark etmeksizin, burjuva partilerin şu anki siyasal yaklaşımlarında çok az fark var.

Yeni hükümetin en önemli önceliği, bu programı mümkün olduğunca hızlı bir şekilde hayata geçirmek gibi görünüyor. Örneğin Yeşiller, Almanya'nın "savunma kabiliyetini" güçlendirmek için borç freninin askıya alınmasını eski çoğunlukla kabul etmeyi teklif etti. CSU lideri Markus Söder ise "hızlı, güvenli ve sağlam" müzakerelerin artık gerekli olduğunu vurguladı. Bu nedenle önümüzdeki aylarda hızlı siyasi gelişmeler ve toplumsal çatışmaların tırmanması beklenmelidir. AfD doğrudan hükümette yer almasa bile politikalarının uygulanacağından emin olabilirsiniz. CDU'nun, siyasi olarak "sola" yönelmesi durumunda erken seçim tehdidinde bile bulunduğu unutulmamalıdır.

ASKERİLEŞME, FAŞİSTLEŞME DEMEKTİR
"AfD politikası uygulanıyor" ifadesinin ne anlama geldiği, ampul koalisyonunun aldığı kararlarla zaten görülebilir. Almanya'daki bütçe krizi nedeniyle dağılmış olsa da, hükümet öncesinde net bir yön belirlemişti. Askerileşme, 2022'de ampul koalisyonunun 100 milyar avroluk savunma paketinden bu yana sürekli gündemde. Donald Trump, tüm NATO üyesi ülkelerden GSYİH'lerinin yüzde 5'ini savunmaya harcamalarını talep ediyor ki, bu Almanya'nın bütçesinin yarısına denk geliyor. CDU da askeri harcamaları daha da artırmayı planlıyor. SPD ise bu savaş politikasına ve savunma bütçesinin artırılmasına tam destek veriyor. Bir yandan da Savunma Bakanı Boris Pistorius, zorunlu askerlik hizmetini yeniden getirme fikrini gündeme getirdi.

INSM ve BDI gibi büyük Alman sermaye örgütleri de net bir strateji izliyor. Almanya'nın ekonomik kalkınma planları, askeri sanayinin güçlendirilmesini merkezi bir nokta olarak içeriyor. Ayrıca, diğer ülkeleri daha iyi izlemek için uzay teknolojisine yatırım yapılması çağrısında bulunuyorlar. Tüm bunlar sermaye akışını güvence altına almak için gerçekleştiriliyor.

Savaş tehdidinin olduğu yerlerde faşist eğilimler genellikle güç kazanır. Çünkü savaş dönemlerinde, sermayenin güçlü bir baskı aygıtına ve mümkün olduğunca az direnişle savaşa seferber edilebilecek bir nüfusa ihtiyacı vardır. Örneğin, CDU, Federal Başbakanlık'ta ordunun çıkarlarını, parlamento tarafından seçilmeden doğrudan şansölye ile koordine edecek bir "Ulusal Güvenlik Konseyi" planlıyor. CDU'nun "arttırılmış zorunlu askerlik hizmeti" de artık halkın gönüllü katılımına değil, onları savaşa zorlamaya dayanıyor.

Savaş politikası aynı zamanda faşistleşme anlamına da geliyor. Çünkü savaşın finansmanını sağlamak için sosyal kesintiler daha da artırılıyor. Aynı zamanda baskı da artıyor. Örneğin, Samidoun'un 2023'te yasaklanması ya da öğrencilerin siyasi ifadeleri nedeniyle üniversitelerden atılmalarını kolaylaştıran yasalar buna birer örnek. Özbelirleme Yasası'ndaki askeri madde de gösteriyor ki, fiziksel olarak kendi kaderini tayin hakkı -ister kadınlar ister LGBTİ+ bireyler için olsun- giderek kısıtlanıyor.

Gelecek hükümet de kendisini ve vizyonunu şu şekilde gösterecektir: Alman sermayesinin ana üssü haline gelecek bir savaş hazırlığı ve askerileşme koalisyonu olmak. Politikalarını uygulayarak faşizmi somut olarak ilerletecek bir koalisyon. İşçilerin, göçmenlerin ve LGBTİ+'ların haklarını giderek daha fazla tehdit eden bir hükümet.

GENÇLİK HAREKETİNİN GÖREVİ NEDİR?
Nesnel olarak, gençliğin istemediği ortak bir şey var; savaşa gitmek. Faşist bir toplumla da ilgilenmiyorlar. Şu anda, ilerici güçlere, sığınma haklarına ve fiziksel kendi kaderini tayin hakkına yönelik tüm saldırılar -ister kadın ister LGBTİ+ olsun- tüm gençliğe yönelik saldırılar olarak anlaşılmalıdır.

Bizim görevimiz umutsuz gençlere bir perspektif sunmaktır. Sorunlar ortada, gençler gelecekten endişe duyuyor ve yüzde 86'sının gelecekle ilgili kaygıları, korkuları var. Seçim sonuçları, önemli bir oranın yerleşik partilerden uzaklaştığını gösteriyor. Gençlerin yüzde 25'i sol partilere, yüzde 21'i ise AfD'ye oy verirken geleneksel partiler çok gerilerde kaldı. Gençler değişim istiyor, ancak ilerici ve gerici yönelim arasında bölünmüş durumdalar. Burjuva partilerinin hiçbiri gençlerin sorunlarına kalıcı bir çözüm bulmayacaktır.

İşte bunu ele almalıyız. Seçimlerin de gösterdiği gibi çoğunlukta olan gençlerin, faşist, liberal, muhafazakar, sol burjuva partilerin hiçbirinin umut olamayacağını ya da ihtiyaçlarına cevap veremeyeceğini anlamaları sağlanmalıyız. Tüm toplumsal sorunların tek gerçek çözümü olarak, tüm nesnel çıkarları birleştiren ve temsil eden tek sistem olarak, kapitalist savaş ve sömürü politikalarına tek alternatif olarak perspektifimiz sosyalizm olmalıdır. Sosyalizm, faşizmin ve barbarlığın reddi anlamına gelir. Bu nedenle gençler arasında devrimci bir kutup inşa etmek, antifaşist hareketi güçlendirmek ve çeşitli direniş biçimlerini birleştirmemiz gerekli. Şu an toplumsal çelişkiler her zamankinden daha açık hale geliyor. Şimdi gençliğin sosyalist mücadeleye katılmasının zamanıdır.